10 Haziran 2019 Pazartesi

Patronlar Konuşurken Susulur Çünkü

19 Ocak 2018 Cuma, yer lüks bir otel.

Yeni yıl partisi vardı o gece, parti yani eğleneceğiz, sonra gelecek senenin hedefleri falan bildirilecek lüks bir otelde. Saat 4'te çıkma izni verildi o gün, insanlar akşama hazırlanabilsin diye. Ben çıkamadım erken, işim vardı geç çıktım. Ama bunun olabileceğini hesaplayarak o gün zaten işe olabildiğince şık gelmiştim. Ucunda o vardı çünkü, bu gece onu görmeden geçirdiğim 21 günlük sürenin nihayete ereceği geceydi, ben de yemek sonrasında onu bir yerlere davet edecektim. Gelirdi Belki, duyunca duygularımı belki de aradaki farkları gönlü görmezdi, kim bilir…

Otele geç ulaştık, balo salonunda genel müdür elinde mikrofonla konuşmaya başlamıştı, hatta yabancı çalışanlara İngilizce olarak Türk esprileri bile yapmaya başlayacak kadar sarhoş olmuştu. Ama salonda genel olarak bir sükunet hakimdi, patronlar konuşurken susulur çünkü…

Salona girdik, bir masaya oturdum bizim satış temsilcilerinin olduğu masaya, normalde adamlarla hiç işim yok da en güzel yer oradaydı, onu görebileceğim en güzel yer. Gene çok şıktı, çok da güzel. Normalde yaptığından biraz fazla makyaj yapması güzelliğini bozan tek şeydi. Siyah bir elbise giymişti, dizlerinin hemen üstünde biten, saçlarını en sevdiğim model olan küt şekline sokmuştu. Yeşil hareli ela gözleri parladı birden göz göze gelince. Gülümsedi, göz kırptı, dudaklarından kimsenin duymayacağı, duysa da garipsemeyeceği bir cümle “nasılsın?” Kafamı sola doğru hafif büktüm gülümsedim, “iyiyim” demekti bu.

Ben bu sene hedefimin ne olduğunu pek bilmiyorum mesela şirkette, dinlemedim çünkü, en dinlemem gereken adamı dinlemedim. Mesela hurda hedeflerini bilmiyorum, fiyat düşürme politikalarını da, ya da yeni devreye alınacak projeleri de bilmiyorum. Tek bir şey biliyordum, görmediğim günleri yaşanmamış saydığım dünyadaki tek kadın yirmi metre çaprazımda, bulduğu her fırsatta gözlerime bakıyordu ve gülümsüyordu. Ne önemi vardı ki KPI’ların…

Konuşma bitti, yanıma kendisi geldi, normalde rakı içmezdi, içki de çok içmezdi, bazen bir kadeh şarap işte. Ama benim elimde rakı kadehini görünce gitti bardan rakı aldı, aynı benimkisi gibi rakıyı buzsuz suyu bol buzlu almıştı. Geldi yanıma tüm zarafeti ve güzelliği ile. İlk lafı şerefe oldu, tokuşturdum gülen gözlerinin şerefine kadehimi. Uzun uzun sohbet ettik, eskiden beraber çalıştığımız projeden, aldığım terfiden sonra gelen mühendisle çok ısınamadığından, benim yeni pozisyona alışma evremden, Almanya’da deniz kenarında resim çekilirken az kalsın dengesini kaybedip düşecek gibi olmasından, uçak kalkarken korkup koluma yapışmasından, benim 3, 4 sene önce yurt dışı lokasyonlarından birinde alabileceğim görevlerden falan bahsettik. Ben çok konuşmuyordum her zamankinin aksine, o ise bayram sabahındaki çocuklar gibiydi, onu çağıranlara “takım arkadaşımla yirmi gündür görüşmedik çok konuşacak şey var” dedi. Nasıl sevinmiştim. Sigarayı azalttığımı duyunca nasıl sevinmişti, o sırada birkaç espri yapınca çak yapmıştı, sanki o salonda 200 kişi daha yoktu, dünya sadece bir çift yeşil hareli ela gözden ibaretti benim için. Bir espri daha derken yaklaştı iyice kulağıma “sen çok fenasın” dedi, evet dedim fenayım, ama ciddi bir tonla söyledim, nasıl yani dedi, “çok özledim seni” dedim, “anlamadım” dedi, yaklaştım, sarıldım ona, kulağına “seni çok özledim, tahmin dahi edemezsin, konuşmamız lazım bunun üzerine” dedim. Tamam konuşuruz dedi, sonra da sustu, susmalara doyamayacak kadar sustu, sonra arkadaşlarının yanına gitti, kuru bir “görüşürüz” diyerek.

O sırada Burhan geldi, bizim kalite mühendisi, çok severim kendisini, has çocuktur, ona olan aşkımdan kimsenin haberi yoktu. Karısının ve Burhanı’da haberi yoktu tabii. “Abi biz buradan Kordon’a gideceğiz, benim hanım falan, sen de katılsana bize” dedi, “gelmesem” dedim, Burhan”abi bence gel, gitme bu gece eve yalnız; gideceksen de en azından biraz toparladıktan sonra git” dedi. “Öyle mi diyorsun” dedim, “Abi gel bi sigara içelim yüzünü yıka” dedi, “daha iki kadeh bile içmedim oğlum” dedim. “Mesele rakı değil be abi" dedi, "suratına baksana” dedi, “O kadar belli oluyor mu” dedim, “seni oyalayayım kimse görmesin şirket ortamında diye geldim” dedi. Tuvalete gittik, ben sadece on saniye ağladım sanırım, sonra yüzümü yıkadım, sigara içmeye gittik İzmir manzaralı terasa. Burhan sustu, ben de sustum. “Ne söylemedi de sana bu hale geldin” dedi, “bildiğin şeyler işte” dedim, “deme yahu” dedi, güldüm, “ne biliyorsun oğlum lan, deme yahu diyo bir de yalan yalan” dedim gülümseyerek. “Abi çıkalım buradan haydi, ben hanımı çağırıyorum sen hiç girme bir daha salona” dedi. Kordon'a gittik, bir meyhaneye oturduk, sigara içilebilen bölüme. “Anlatmak ister misin kardeşim” dedi, “ne anlatacam oğlum” dedim, “gerek yok abi, biz anladık zaten, sen iyi ol da gerisini boş ver” dedi. “İyiyim merak etme” dedim. Ama bilmeye hakkı vardı, onun da karısının da hakkı vardı, “sonra konuşuruz" dedi, "çok özledim dedim, sonra konuşuruz dedi lan, ben de bile demedi, dinlemeye tenezzül etmedi bile” dedim. Burhan’ın eşi, “salak karı” dedi, güldük, “vardır bi bildiği” dedim, “he var var bok var” dedi, iyi kızdı Selda, Burhan'la da güzel anlaşıyorlardı, gülümsedim “mutluluğunuza gençler” dedim, “senin de” dediler, sustum… Ben en azından bir süreliğine mutluluk hayallerimi siyah elbiseli yeşil hareli ela gözleri olan kızın “sonra konuşuruz” cümlesine gömdüm.

O günden sonra da söyledim özlediklerime özlediğimi, ama bir daha özlemekten kastım geleceğime henüz yaşamadığım geleceğe dair özlemler ne zaman olur bilmem.


https://eksisozluk.com/entry/82134627 09.10.2018 17:59 roberto baggio

Limon Ağaçları

Güneşli şarkılar söyle bana
Limon ağaçları büyüsün içinde.
Kalabalıklar arasında, seni ilk gördüğüm anın heyecanını özledim.


Sonra gel oralardan, bu makinenin rot balans ayarları ile oyna. Aklımdaki her kelimenin adres sorduğu mavi gözlerinle karşıma geçip, yakın çekimde kraterli ay yüzeyi yüzümde huzuru bulduğunu söyle. İşte bunu söylersen; tüm bunlar, tüm "seni özlemelerim" tüm sabahın körleri" hatta onlarca saçma cümle senin suçun olur.

Giderken çocukluğumu da götürdün benim.

" En çok sevdiğim şarkıydın, herkesten çok sevildin
Siyah beyaz bir film gibiydin, herkes uyurken izlediğim. * "

Hala farklı şehirlerdeyiz. Ve hala birbirimiz için yazılar yazıyoruz. Senin kaleminden ben dökülüyorum, benim klavyemden sen. Hala farklı şehirlerdeyiz. İstesem seni son kez görebilirim, ama istemiyorum. Çünkü bunu yaparsam, gitmene izin vermeyeceğimden korkuyorum.
Dün gece bir rüya gördüm. Evdeydik. Ve ben sana ''defol git'' dedim. Gittin. Benim rüyalarım hiç gerçek olmadı, biliyor musun? Bu sefer gerçek olacağını nereden bilebilirdim? Hala farklı şehirlerdeyiz. Ve hala birbirimiz için rüyalar görüyoruz. Sen benim saçlarına dokunuşumu unutmayacaksın, ben de senin parfümünün kokusuyla uyuduğum o geceyi. Bir daha hiç bir kadın, sen gibi kokmayacak, biliyorum. Hala farklı şehirlerdeyiz. Git artık. Çünkü çok özledim.

26 Şubat 2019 Salı

Where Are You Now?

You were the shadow to my light, did you feel us?
Another start, you fade away.
Afraid our aim is out of sight, wanna see us, alive.


Where are you now?
Where are you now?
Where are you now?
Was it all in my fantasy?
Where are you now?
Were you only imaginary?


Where are you now?
Atlantis, under the sea, under the sea.
Where are you now?
Another dream
The monster's running wild inside of me.
I'm faded, I'm faded.
So lost, I'm faded, I'm faded.
So lost, I'm faded.


These shallow waters never met what I needed
I'm letting go, a deeper dive.
Eternal silence of the sea
I'm breathing, alive.


Where are you now?
Where are you now?
Under the bright but faded lights
You set my heart on fire.
Where are you now?
Where are you now?


Where are you now?
Atlantis, under the sea, under the sea.
Where are you now?
Another dream
The monster's running wild inside of me.
I'm faded, I'm faded.
So lost, I'm faded, I'm faded.
So lost, I'm faded.



Alan Walker

4 Aralık 2018 Salı

Gözleri Aşka Gülen

Ölürken bile o ahşapların arasında bu şarkıyı mırıldandığını hatırlayacağım. Bungalov evlerinde, Bulgaristan'da, Almanya'da, seni hep hesapsız sevdim şu karanlık gönlümde, hep aklımdasın diyen balıklar var odamda. Şu hayatımda ilk defa bu kadar çok şey yaşadım, unutmak haksızlık olur. Bir kere gelir dedim, geldin. Gitme zamanı geldi gittim, gittin, gittik. Hayatımız bir kez daha kesiştiğinde bizsiz geçen zaman yüzünden bir kez daha kahrolacağımızı biliyorum. Seni bir köprü altında gördüm, çok şey öğrettim, öğrendim. Hayat basit, seni sevmek her şeyin en güzeli, sesinden duyduğum son şarkıyı dinlemek güzel. Sensiz bir şey olmaz da, senle adem olurum, farklı olurum, değiştiririm bu diyarı. Artık beklemiyorum sonbaharı, güzel şeyleri. İstiyorum ki ölürken, hayat güzel diyebilmeyi. Gözlerin ömrüme bedel güzelim, gençliğime bedel, şu ölüp dirilmelerime bedel. Yaşamama bedel.

3 Aralık 2018 Pazartesi

Agâh Makamı

Dokuz yaşındayım, yıl 1961… Annem benim doğum günüm için pasta yapmış. İlk defa o zaman mum üfleyip bir dilek tuttum. Dileğim de şu; o sıralar Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan olacak. Ben de dedim ki, ne olur beni de yanına alsın… O kadar inandım ki dileğimin gerçekleşeceğine, bir çanta yapıp beklemeye başladım. Güya Sovyet elçiliğinden gelip alacaklar beni. Ama sağdan soldan duyuyorum onlar komünist diye. Diyorlar ki "aman, komünist onlar". Olsun diyorum, ben de komünist olurum. O sıralarda, bizim giriş katında üniversite öğrencileri oturuyor. Annem onlara da komünist diyor. Biliyorum onlar bizim kömürlükte kitap saklıyor. Ben gittim, yürüttüm bir tane. Nazım Hikmet’in şiirleri. En kısasını buldum ezberledim. Dedim ki şimdi Ruslar gelirse, ben bu şiiri okurum onlara. Onlar da der ki tamam bu da bizden, götürürler beni. Neyse… Tarih 12 Nisan. Uzay mekiği fırlatılacak, vostok 1 ama hala gelen giden yok. ben diyorum unuttular herhalde beni. mekik fırlatıldı, herkes dua ediyor, mekik atmosferi geçsin, uzaya çıksın diye. Bir ben diyorum ki yarı yolda dursun dönsün beni alsın. Belki bir de Amerikalılar, Vostok’un uzaya çıkmaması için dua ediyordu. Neyse… Bütün gün radyonun başında içimden o şiiri okudum: 

 Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
 Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, 
 Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
 Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. 

Ne zaman bu şiiri okusam uzaya gitmiş kadar olurum. 65 yaşıma geldim. Geçen doğum günümde yine bir dilek tuttum, çocuk gibi. Yine imkansız bir dilek tabi. Ne diledim biliyor musunuz? İyi bir insan olmayı.



Şahsiyet

25 Ekim 2018 Perşembe

Bekleme Salonu

Elimde fotoğraf makinemle, çoğunlukla doğada, nadiren şehrin cafeleri bol caddelerinde muazzam fotoğraflar çekmek istiyorum.

Dev bir ekran ve üst düzey bir gaming bilgisayar alıp saatlerce bilgisayar oyunu oynamak istiyorum.

Minik bir saksı içinde adını bilmediğim tatlı bir çiçek yetiştirmek istiyorum.

İskandinav ülkelerinin birinde, sivri çatılı bir eve yerleşip herkesten ve her şeyden uzaklaşmak istiyorum.

Tüm yaşanmışlıkları geride bırakıp gitmek ve bir daha geri dönmemek istiyorum.

Müzik ve film koleksiyonumu yanıma alıp, bir dağ evinde karlı kış akşamlarında şömine kenarına uzanıp film izlemek, gramofonumu seyretmek ve klasik müzik eşliğinde kitap okumak istiyorum.

Kocaman bir kütüphane yaratmak ve otantik ışıklar eşliğinde tütsü kokusuna doyabileceğim bir odada vakit geçirmek istiyorum.

Orta Doğu’dan uzaklaşmak ve aylarca seyahat etmek, kuzeye gitmek istiyorum.

Başka bir hayat istiyorum.

Hâlâ

“Sen hâlâ kalbimin en güzel odasındasın. 
Bütün gün sana kızıp küssem bile, 
 gece uyurken üstünü örtüyorum.”