"Konuşarak da anlaşamıyorduk, susarak da.
Ben yazmayı tercih ettim,
o ise hiç okumadı."
Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni,
Kim bilebilir ki kimi, neyi eskittiğini
Ben ne kadar önemserdim kendimi, hay Allah!
Sen ne kadar kumraldın aynalarda, hay Allah!
Temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa,
Gel bağışlayalım birbirimizi.
Turgut Uyar
- Büyük Saat, Sf. 556
Koyup zarfın içine, üstünü acıyla pulladım,
Sana bir sevinçlik menevişli kuş yolladım.
Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın,
Geçti artık, göğsümde kuş barınmaz, anladım.
Esti rüzgâr bozuk bozuk, örselendi yüreğim,
Eksik gedik nem varsa ezberden tamamladım.
Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın,
Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım.
Kim sürmüş Altıok Metin, dünyanın sefasını,
Kirletilmiş bir zamanı yürürken adım adım?
Metin Altıok
02 Temmuz 1993
Madımak
akşam olur
mektuplar hasretlik söyler
zagrep radyosunda lili marlen türküsü
dost ağlar karanfilim dost ağlar
marş söylemeden ölmek bize yakışmaz
ve biz yine yıldızlara bakarız
ve yine yıldızlar bize bakar.
Attilâ İlhan / Lili Marlen
Ben sana hep üşüyordum,
Çünkü kıştım.
Nakıştım, bakıştım.
İnkâr etmiyorum da bunu
Seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım.
Ve lütfen inkâr etme,
Sana en çok ben yakıştım...
Özdemir Asaf
Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz,
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.
_______________________________________
sen güzel insansın
herkes biliyor bunu
yaramı alıp uzak şehirlere gidiyorsun
- saçlarımı düz bir denize ısmarlıyorum
utanma! ayıp değil ki bu
bak ben utanıyor muyum?
kanayana kadar dizlerim, misket oynarken
hem unutma herkes birilerinin yarasını taşır uzaklara.
__________________________________________
bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
bundan gözlerimdeki kayalık,
içimdeki serseri buzullar
dürtme içimdeki narı
üstümde beyaz gömlek var.
__________________________________________
Aklıma suyun intiharı geliyordu hep
Şelale deyince
Divaneliği söylüyordum
Sana böyle akmaktan çok korktuğum içindi.
Birhan Keskin
Sonra içime ve hatta dışıma kapandım.
Küsmek gibi bir şey.
Bir çeşit gölge fesleğeni.
Bir çeşit olmayan hayat.
Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.
Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu.
Bir yığın insan tanıdım.
Ama hep yalnızdım.
Didem Madak
gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan
sicim yağmur taklidi
bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan
bardağa birkaç çiçek ıslamaktan.
parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut
onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla
parmağıma düşen bir damla kandı aşk.
seni sevince pazara çıktım sevinçten
enginar aldım ''süper enginarlar'' diye bağıran adamdan
oturup ağladım sonra, şaşırdın.
bu ''süper'' oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
canımın acısıydın.
ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.
sevişmiştik.
evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri
sevişmiştik.
biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü
boşaltmış gibi
seni sevince kıpırdayan her şiiri
kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.
sonra gittin.
birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
sonra gittin.
çocuk oldum bir daha, ağladım.
kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
kitaplar, aşk, her şey.
her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
sonra gittin.
beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
söz dedim, söz verdim.
ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
güneşi özledim, sonra seni
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.
sonra gittin
gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda
sicim yağmur taklidiydi
artık iyice inceldi.
didem madak
Nasılsın?
Seni bir kere görsem ilk bunu sorardım, şayet bugünlerde hiç kimse sormuyor bunu. İnsanlar birbiriyle konuşmuyor, sadece kendini anlatmak istiyor. Ben dinlemeyi isterdim herkesin aksine.
Şimdi anlat nasılsın? Mesela Tanju Okan dinliyor musun? Öyle sarhoş olmak istiyor musun örneğin?
Hercai'yi ne güzel söylemiş değil mi Birsen?
Yani havadan sudan konuşsak... Ya da suya yazılan yazılardan.
Beni soracaksın bir yerden sonra. Benim en iyi dostum içkim sigaram. Onlar da terk ederdi, olmasa param. (Sen kadınım?)
(Dostlar seyrelmiş, beyhude lafla vakit dolmakta.)
Ben yana yana öğrendim. Ya sen?
(Kül olup sana yeniden uçmaya...
Ben düşe kalka öğrendim, sen o yollardan geçme diye.)
Kitap okuyor musun bu aralar? Mesela Nilüfer'den Aşk Kitabı'nı?
Ayrılmak kanun mu? (Sevdim, sevdim, bak ne hale geldim.)
Nerelere gidiyorsun? Mesela Kış Bahçeleri'ne gittin mi?
(Sevme beni, senin sevmelerine kalmadım.)
Bu kış da efkarlıyım. (Başını eğme dik tut, bu bi rüyaydı farz et.)
Düğünümüzde Güldaniyem çalsın mı?
(Gidene bak gidene, gidip de dönmeyene
Nasıl gönül vereyim, kendini bilmeyene, sana yandım Güldaniyem.)
Dertlerimin dermanı olur musun, Hercai?
(Gel yarim ol, sevdalım ol, sultanım ol, fermanım ol.
dertlerimin dermanı ol, Hercai.)
-Gönlümde dolanırsın hep o halinle.-
Giden gitti yan Ateş Böceği,
Şarkını söyle, sazını çal.
Bi' bildiğin var da susuyor gibisin.
biz satranç oyuncusuyuz sevgilim
üzerimizde kara bir leke
biz satranç oyuncusuyuz
inanmıyoruz ceketlere düğmelere
inanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
işte yitirdik bütün taşlarımızı
darmadağınık oyun tahtası
bir tek şahımız duruyor sevgilim
Barış Bıçakçı / Bir Kitabın Sayfaları
Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar
Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İki de bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun
Cemal Süreya / 8:10 Vapuru
Nasıl berbat ettik her şeyi bazen aklım almıyor.
Öfkesi geçince insan her şeyi güzel hatırlıyor.
...
Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben öteliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.
...
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
...
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
...
Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.
...
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
...
Yaralı kuş kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak.
Kadınlar sansa da yaşadığını,
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak.
Kadınları şarkılar, geceler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, akrepler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, zehirler aydınlatır.
Monna Rosa / Sezai Karakoç
...
Ben maviye inanırdım
Boynumdaki yorgun damarların mavisine
Beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine
Denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım
Bir de ensemdeki dövmeye inanırdım
Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla.
- Füruğ FERRUHZAD
Mutsuzum
Verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
Gergin cildini gecenin
Kimse takdim etmeyecek beni
Güneşe
Kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
Uçmayı hayal eden kuş
Ölmek üzere
- Füruğ Ferruhzad
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
Ve yarışırsa ancak Monet'nin
Kadınlarına yaraşan giysilerinle
Gördüm de
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
Öyle kısaydı ki adımların
Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
Ölçülür ve denk düşerdi ancak
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler'den Hisar'a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.
Edip Cansever